Yazı Detayı
23 Nisan 2021 - Cuma 20:53 Bu yazı 243 kez okundu
 
MECBURİYETTEN YARATICILIK DOĞAR
YELİZ ÖZTÜRK (Eğitimci Bakış)
egitimcibakıs@batikaradenizhaber.com
 
 

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel döneminde çıkarılan Köy Enstitüleri Kanunu, bir mecburiyetten doğmuştur. 1824'ten beri eğitim adına yapılan yenileşme çabaları hiçbir sonuç vermemiş, milyonlar harcanmasına rağmen eğitimin mevcut durumu yüz kızartıcı bir hal almıştır. Cumhuriyet devrimlerinin bu ortamda yaşatılması mümkün olmadığından ihtiyaçlar, Türk eğitmenleri ve aydınlarını Köy Enstitüleri projesini yaratmaya mecbur bırakmıştır.

Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan'ın eğitim anlayışı, sonrasında Köy Enstitüleri projesinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç'un İlköğretim Genel Müdürlüğü'ne getirilmesi ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in projeyi bizzat yürütmesi olgunlaşmış şartların bir tezahürüydü. "Her millet yurdun toprağını işler, ağaçlar. Köyler ve kasabalar kurar. Yollar, köprüler, çeşmeler, pınarlar yapar; kanallar kazar. Sahilleri limanlarla süsler; toprağın derinliklerine iner, yer altından madenleri çıkarır. Böylelikle yurdun kültürel çehresini değiştirerek kendi karakterini manzaranın karakterine sindirir. Milletin ruhu manzaranın, manzaranın ruhu da milletin ruhu olur." diyen Tonguç Köy Enstitülerini, eğitim seferberliğinin ötesinde köyün canlandırılması olarak ifade etmiştir. Köyün içinden seçilenlerce içten canlandırılması projesiydi Köy Enstitüleri. Bu amacın gerçekleşmesi için de önce bu canlandırmaya öncülük edecek eğitmenlerin yetişmesi gerekiyordu.

İ. H. Tonguç 1925 yılında çıktığı yurt dışı gezisinde, daha sonra Köy Enstitülerinde hayata geçireceği "İş İçinde Eğitim" ilkesinin temellerini atmıştı. İlk adımı da köy eğitmenlerini yetiştirme projesi oldu. Köyü, köy insanını tanıyan, köy yaşamının zorluklarına katlanabilen eğitmenlerle köylerin çehresi değişecekti. Köyün içten canlandırılması, köy ortamında çalışacakları yalnızca maddi unsurlarla değil kültürel bağlarla da hayata bağlamak anlamına geliyordu. Köyde, o dar çevrede uyanık, kültürlü, aydın yurttaşlar yetiştirmek hedefleniyordu. "Sevsek de sevmesek de o köy bizimdir." diyen İ. H. Tonguç, köyün canlanmasını, köy kaynağının fışkırması olarak ifade eder. Bu gerçekleşmedikçe varlıklı bir Türkiye'nin, ulusal kültürün yaratılamayacağını savunur. O günün şartlarında bunu gerçekleştirmek kolay değildi ve köyün zorluklarına katlanabilen eğitmenlerin yetiştirilmesi uzun ve zor bir süreç olmuştu. Vatan sevgisiyle yola çıkan başta İ. H. Tonguç ve ülküdaşlarının çabalarıyla kuruluşundan 1947 yılına kadar 20 köy enstitüsü kurulmuştu. Köyler, canlanmaya başlamış; beş binden fazla köy okulu yapılmıştı.

Yüzyıllarca geri bırakılmış yurdun dört bir yanından hayat fışkırmaya başlarken diğer taraftan Amerika'nın yeni dünya düzeni planları devreye giriyor, artık büyük devrimler çağı geride kalıyordu. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel gidiyor, İ. H. Tonguç' un görevi değiştiriliyordu. Tonguç, büyük zorluklarla inşa edilen yeni eğitim okullarının kapatılması üzerine yaşamının sonuna kadar sürecek uzun bir sessizliğe çekiliyordu.

Köy Enstitüleri kanunu, elbet bir kişinin düşünceleriyle şekillenmemişti ancak Niyazi Berkes, Tonguç’un o yıllarda tam anlamıyla ne yaptığını bilen tek kişi olduğunu söyler. Onun dediği şekilde köyler canlandırılabilseydi, Türkiye’nin hem maddi hem de kültürel çehresi bugün bambaşka bir görünüm sergilerdi. Bugün Türk milleti bir kez daha mecburiyetlerin dayatmasıyla yaratıcı bir dönemin eşiğindedir. Bir taraf teslimiyetçilikle sorunları görmezden gelirken bir taraf, yaratıcı çözümlerin peşinde üretim ekonomisine dayanan Türkiye'nin eğitimden tarıma, sanayiden milli savunmaya kadar her alanda ulusal modelini oluşturma hazırlığı içindedir. Bu sefer yenik düşecek olan vatanseverlik değil, çürümüşlüğün simgesi haline gelmiş ve son nefesini vermek üzere kıvranan emperyalizmdir. Bu bir dilek değil, Türkiye’nin mecburiyetidir.

 
Etiketler: MECBURİYETTEN, YARATICILIK, DOĞAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı